Türkiye’nin en iyi online atçılık ürünleri mağazasına hoşgeldiniz... İletişim Üye Girişi Üye Ol
SANOVET ÜRÜNLERİMİZ PERFORMANS ÜRÜNLERİ MULTİVİTAMİNLER ELEKTROLİTLER KAS GELİŞTİRİCİLER EKLEM ÜRÜNLERİ İSKELET SİSTEMİ SOLUNUM SİSTEMİ SİNDİRİM SİSTEMİ YETİŞTİRİCİLİK KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİ SAKİNLEŞTİRİCİLER TIRNAK BAKIMI AĞRİ KESİCİ VE KAS GEVŞETİCİLER TENDON ÜRÜNLERİ VE KİLLER BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ YAĞLAR BANDAJLAR NAL VE NALBANT MALZEMELERİ YARA ÜRÜNLERİ, ANTİSEPTİKLER VE DEZENFEKTANLAR

BIOTIN PLUS 1 KG
Ürünü incele
ATLAR İÇİN OMEGA YAĞ ASİTLERİ

Besinsel katkılar, insanlar için olduğu kadar hayvanlar için de popüler hale gelmiştir. Atlar için kullanılan besinsel katkı maddeleri, performansı destekleyici özellik gösterebildiği gibi koruyucu özellik gösteren ve hastalık durumlarında ek tedavi olarak kullanılan türevleri de vardır.

Yağ Asitleri Nedir?

Yağ asitleri, karbon ve hidrojenin kimyasal bağlarla birbirine bağlanması sonucu oluşan uzun zincirlerdir. Karbon ve hidrojen atomları arasındaki bağlar ile karbon atomların birbirleri arasındaki bağlar, yağ asitlerinin farklı tiplerinin birbirinden ayrımında kullanılan kriterdir.

Doymuş yağlarda (tereyağ, margarin, iç yağ vb.) karbon atomları arasında çift bağ bulunmaz. Doymamış yağlarda ise (bitkisel yağlar, tohum yağları, tahıl yağları vb.) karbon atomları arasında en az bir çift bağ bulunur. Çoklu doymamış yağlarda ise karbon atomları arasında birden fazla bağ olan tiptir.

Omega Yağ Asitleri Nedir?

Omega yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitlerinin özel bir çeşididir. Omega yağ asitleri, vücut tarafından üretilemez ve dışarıdan alınmak zorundadır.

Omega-3 ve Omega-6

Omega yağ asitlerinin 2 ana formu vardır, Omega 3 ve Omega 6. Omega-3 yağ asitleri, ilk çift bağını üçüncü karbon atomunda bulundururken Omega-6 yağ asitleri ilk çift bağını altıncı karbon atomunda bulundurur. Bu bağlar küçük bir detay gibi gözükse de, bu iki farklı tip Omega yağ asidinin metabolize edilme aşamasında büyük önem taşır.

Yağ asitleri, bazı aracıları üretmek için metabolize edilir. Prostaglandin adı verilen bu aracılar vücutta yangı ile ilgili olaylarda görevlidir.

Omega-6 yağ asidinin metabolize edilmesi sonucu oluşan prostaglandinler, proinflamatuar yani yangıya teşvik eden özelliktedir ki bu da sağlık için zararlı olabilir. Buna karşılık, Omega-3 yağ asitlerinin metabolizasyonu sonucu oluşan aracılar, proinflamatuar üretimini baskılar ve yangıyı hafifletici özellik gösterir.

Ancak şunu da belirtmek lazım ki Omega-6 yağ asitleri zararlı yağ asitleri değillerdir. Gerekli miktarda kullanıldığında, vücutta yangısal cevabın oluşması gereken durumlarda işlev görürler. Burada bilinmesi gereken, yangı olayının atın vücudu için önemli bir durum ve iyileşme evresinin bir parçası olduğudur. Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin, atların diyetinde dengeli şekilde kullanılması gerekir.

En önemli Omega-3 yağ asitleri şunlardır:

-          Alfa-linoleik asit

-          Eicosapentaenoik asit (EPA)

-          Dokaheksaenoik asit (DHA)

EPA ve DHA olarak nitelendirilen çeşitler, soğuk su balıklarından elde edilir (somon, ringa vb.).  Ayrıca keten tohumu da Omega-3 yağ asitleri bakımından oldukça zengindir.

Önemli Omega-6 yağ asitleri şunlardır:

-          Linoleik asit

-          Arachinodeik asit

Araştırmacıların ortak görüşü, yüksek miktarda Omega-6 yağ asidi içeren diyetle beslenmenin birçok sağlık problemine sebep olabileceği yönündedir.

Diyette bulunan Omega-3 ve Omega-6 yağ miktarlarını değiştirerek, Omega-3 miktarını artırmak, atlar için birçok sağlıklı etkiyi de beraberinde getirir.

Ayrıca, balıktan elde edilen Omega-3, bitkilerden elde edilen çeşide göre daha uzun zincirli yapıya sahip olduğundan at sağlığında daha etkilidir.

Omega Yağ Asitlerinin Kullanım Alanları

Omega yağ asitleri, atlar için genelde aşağıda belirtilen sebepler için kullanılır:

-          Deri ve tüy sağlığı

-          Tırnak kalitesi

-          Bağışıklık sistemi desteği

-          Kilo alma

-          Kemik sağlığı

-          Mide sağlığı

Bunlara ek olarak, Omega-3 ile atın diyetine katkıda bulunulmasının, osteoarthritis gibi eklem rahatsızlıkları ve çeşitli solunum yolu hastalıklarında da faydalı etki sağladığı tespit edilmiştir.

Diğer Kullanımlar

Damızlık: Çalışmalar, Omega-3 yağ asitlerinin sperm kalitesini artırdığını göstermektedir. Ayrıca, damızlık kısrakların süt ile Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerini yavrusuna geçirdiği kanıtlanmıştır. Bu da taylarda daha erken şekillenen yangısal yanıt anlamına gelir ve tayların vücutlarının enfeksiyonlara karşı verdikleri cevabın daha erken şekillenmesini sağlar.

Performans: Çalışmalar, Omega-3 yağ asitleri kullanıldığında kalp ritminin daha yavaşladığını, egzersize bağlı hipertansiyon ve egzersize bağlı akciğer kanaması durumlarının daha az görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Bazı yağlardaki Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri oranları (National Research Council)

YAĞ

% OMEGA-6 YAĞ ASİTLERİ

% OMEGA-3 YAĞ ASİTLERİ

OMEGA-6 / OMEGA-3 ORANI

 

MISIR

 

 

58

 

1

 

58:1

 

AY ÇİÇEĞİ

 

40

 

0.2

 

200:1

 

 

PİRİNÇ KEPEĞİ

 

 

30

 

2.5

 

12:1

 

SOYA FASULYESİ

 

 

51

 

7

 

7:1

BALIK

(EPA VE DHA KAYNAĞI)

 

6

 

30

 

1:5

Atımın Diyetine Neden Omega-3 Eklemeliyim?

Yeşil otlar, Omega-3 bakımından zenginken, tahıl grubu yem ürünleri ise Omega-6 bakımından zengindir. Yarış atlarının günlük yaşamları göze alındığında genelde yeterince otlama ve çayır otundan yararlanma şanları olmaz. Bu da tahıl grubu ile besleme yapıldığı içi alınan Omega-6 miktarının Omega-3 miktarından fazla olması anlamına gelir. Yazının başında da belirtildiği üzere Omega-3’ün diyette fazla olması atlar için daha faydalıdır. Tahıl grubundan Omega-6 ihtiyacını karşılayan ve otlama şansı olmayan bir at için dışarıdan Omega-3 takviyesi yapılması gerekir.Atımın Diyetine Neden Omega-3 Eklemeliyim?

Vet.Hek. Zeynep Özer

EGZERSİZE BAĞLI AKCİĞER KANAMASI
Egzersize bağlı akciğer kanaması, daha çok yarışlarda yüksek hızla performans gösteren İngiliz ve Arap atlarında görülmektedir. Bu rahatsızlığın en çok oluştuğu ırklar yarış atı olan safkanlar olsa da Appaloosa, American Quarter gibi ırklarda ve atlı dayanıklılık, konkur, polo gibi binicilik alanlarında da görüldüğü rapor edilmiştir.


EIPH, yüksek performans gösteren atlarda alt solunum yoluna bağlı en önemli rahatsızlıklardan biri olarak kabul edilir. Genel olarak, atlarda egzersiz sırasında şekillenen akciğer kanaması ile karakterizedir. Kanama çoğu zaman küçük odaklar şeklindedir ancak duruma göre büyük kanamalar da şekillenebilir. EIPH’ye bağlı ölüm son derece nadirdir. Kesin nedeni belli olmamakla birlikte sebep olarak bir çok faktör mevcuttur.
EIPH’nin özellikle safkan İngiliz atlarında %43-75 oranında görülme sıklığı, rahatsızlığın özellikle yarış atçılığında önemli bir konumda olmasına sebep olmuştur. Ard arda yarış performansı gösteren atlarda bu oranın %80’in üzerinde olduğu bildirilmiştir.


EIPH’nin nedeni
EIPH için en yaygın kabul gören sebep; ağır egzersize bağlı olarak kan basıncının artmasıyla derin inhalasyonun sebep olduğu kılcal damar yırtılmasıdır.
Bu konuda kabul görmüş başka bir sebep de atın anatomisiyle ilgilidir. Atın ön ayakları herhangi bir kemik yapısıyla omurgaya bağlı olmadığından koşma durumunda omuzlar göğüs kafesine baskı yapar. Bu basınç daha sonra dışa doğru yayılır ve akciğerlerin üst arka dokusu üzerinde yırtılmaya neden olup kanama ile sonuçlanır. Bu teori anatomik bir açıklama olduğundan bazı atların tedavide uygulanan Furosemid’e neden cevap vermediğini de açıklamaktadır.

Belirtiler
Zayıf atletik performans veya epistaksis(burun deliklerinden kan gelmesi) EIPH durumu olan atlarda görülen en yaygın şikayetlerdendir. Burundan kan gelmesi durumu, egzersiz sırasında veya sonrasında ortaya çıkar ancak genelde yarıştan sonra at padoğa döndüğünde ve başını eğdiği zaman fark edilir. Genelde yarış atlarında beklenenin altında bir performans ve başarısızlığın sebebi EIPH olarak değerlendirilir. Düşük performans gösteren birçok atta trakeobronşiyalaspiratveya bronkoalveolerlavaj sıvısının sitolojik incelemesi yapılır. Ayrıca endoskopik muayenede de kan bulgusuna rastlanır.
Ciddi EIPH vakalarında atın belirgin derecede performans düşüklüğü yaşadığı göze çarpar. Çok nadir olarak EIPH’ye bağlı ölüm vakaları görülür.
Genel olarak EIPH vakalarındaki belirtiler şu şekilde sıralanabilir;
Alveollerde kanama
Alveoler boşlukta kanama
Burunda kan görülmesi
Akut ani ölüm

Teşhis
Teşhis için kullanılan 3 ana yöntem vardır

Endoskopi

Bronkoalveoler lavaj

Tracheal yıkama

Kesin teşhis ve EIPH derecesini belirlemek için egzersizi takiben yarım saat-bir saat süreyle endoskopik muayene yapılmalıdır. Ayrıca teşhis için atların otomatik koşu bantlarında (treadmill) koşturulduktan sonra muayenenin yapılması da uygulanan yöntemlerdendir.
EIPH teşhisinde örnek derecelendirme şu şekilde yapılır:

0.Derece: Yutak, gırtlak, soluk borusu ve bronşlarda kanama yoktur.

1.Derece:  Soluk borusunda kan benekleri ve soluk borusunun %10 dan daha az bir kısmında kan akışı görülür.

2.Derece: 1.Dereceye göre daha fazla kan ancak kanın akışkanlığı daha az.

3.Derece: Soluk borusu yüzeyinin üçte birinden daha az bölgede sürekli kan akışı görülür.

4.Derece: Soluk borusu yüzeyinin üçte birinden daha fazla bölgede sürekli kan akışı görülür.

5.Derece: Soluk borusu yüzeyinin %90’ından daha fazla bölgede sürekli kan akışı vardır. Hava yolları kan ile doludur.

Kronik EIPH vakalarında akciğerlerde uzun süreli etkiye bağlı lezyonlar şekillenir. Bu lezyonlar genelde çift taraflıdır ve akciğerlerin dorsocaudal (üst,arka) lobunda gelişir.
Tedavi
EIPH’li atlar için kanıtlanmış, etkin bir tedavi yoktur. Birçok ata yarıştan 1-4 saat önce kan basıncını azaltmak ve kanamayı önlemek için Furosemid (Lasix) verilir. Bu ilaç diüretiktir (idrar söktürücü) ve böbreklere etki ederek idrar üretiminde artışa neden olur. Bazı atlarda Furosemid tedavisi etkisiz kalır. Bu durumda EIPH’nin anatomiye bağlı şekillendiğiyle ilgili teori akla gelmektedir. EIPH tedavisinde kullanılabilecek Nitrit Oksit (NO) gibi yöntemler hala araştırılmaktadır ve etkileri kesinleşmemiştir.
Bitkisel takviyeler EIPH için yardımcı tedavi olarak uygulanabilir. C vitamini ve bioflavonoid içeren bitkisel ürünler kılcal damar bütünlüğünü destekleyici etki yapar. Ayrıca dokuları güçlendirmek için mullein (sığır kuyruğu/burunca otu) (foto 1), civan perçemi (foto 2) ve ciğer otu kullanılabilir. 
Atların kanının sağlıklı seviyelerde tutulması ve iyi bir oksijen desteğinin sağlanması, EIPH’den korunmada önemlidir. Bunun için uygulanabilecek yöntemler;
Probiotik, antioksidan, mavi-yeşil alg gibi takviyeleri içeren tüm besin maddelerini beslenmede kullanmak
Gereksiz ilaç kullanımı ve aşılama ile kimyasallardan kaçınmak

Veteriner Hekim
Zeynep ÖZER
B VİTAMİNLERİNİN KULLANIMI

B vitamini, atlar için hayati önem taşır. B vitaminlerinin kullanımı, atçılık sektöründe gün geçtikçe daha popüler hale gelmekte ve farklı çeşitlerde ürünler üretilmektedir. Peki B vitamini nedir, neden kullanılır, bu vitaminin önemi nedir?

B KOMPLEKS VİTAMİNLER NEDİR?

Öncelikle B vitamini, tekil olarak anılsa da aslında farklı çeşitlerde B grubu vitaminleri ifade eder ve ‘’B kompleks vitaminler’’ olarak adlandırılır. 12 çeşit olan B vitaminlerinden 8 tanesi önem arz eder. Bu 8 çeşit B vitaminini ve görevlerini basitçe sıralamak gerekirse:

 

VİTAMİN

 

BİLİMSEL ADI

 

TEMEL GÖREVİ

 

 

B1 Vitamini

 

Thiamine

  • Glukozdan enerji salınımı
  • Sakinleştirme

 

B2 Vitamini

 

 

Riboflavin

 

  • Enerji üretimi

 

B3 Vitamini

 

Niacin

  • Vücutta enerji transferi
  • Tüy ve deri kalitesi üzerine etki
  • Sindirim faaliyetleri üzerine etki

 

B5 Vitamini

 

Pantotenik Asit

  • Yağların yıkımlanması
  • Protein sentezi

 

B6 Vitamini

 

Piridoksin

  • Enerji üretimi
  • Sinir sistemi aktivitesi üzerine etki
  • Kan üretimi

 

B7 Vitamini

 

Biotin

  • Enerji ve protein metabolizması üzerine etki
  • Tırnak yapısı üzerine etki

 

B9 Vitamini

 

Folik Asit

  • Hücre büyümesi ve bölünmesi
  • Kırmızı kan hücresi üretimi

 

 

B12 Vitamini

 

 

Kobalamin

  • Yağ, karbonhidrat ve protein metabolizmasındaki enzim fonksiyonları üzerine etki
  • Enerji üretimi
  • Kırmızı kan hücresi ve aminoasit formasyonu

B KOMPLEKS VİTAMİNLERİNİN KAYNAKLARI NELERDİR?

Atlar için B kompleks vitaminlerin kaynağı iki çeşittir. Bunlar, diyet ile alınan ve sindirim sistemindeki mikrobiyal sentez sonucu açığa çıkan B vitaminleridir.

B vitaminleri, yeşil otta ve bazı tane yemlerde bulunur. Ayrıca maya da B vitaminleri yönünden zengindir.

B vitaminlerinin kalın bağırsakta üretimi, diyette kullanılan besin maddelerine bağlıdır. Kalın bağırsak fermentasyonu (mayalanma) ne kadar yüksek olursa, vücutta üretilen B vitamini miktarı da o kadar fazla olur.

Yüksek tahıl içeriğiyle besleme sonucu ince bağırsak fermentasyonu daha fazla olurken kalın bağırsak fermentasyonu daha az olur. Buna karşılık, yüksek oranda ot ile besleme durumunda kalın bağırsak fermentasyonu daha fazla olur ve bu da B vitaminlerinin daha fazla üretilmesini sağlar. Ancak üretilen B vitaminlerinin ne kadar olduğu ya da yeterli olup olmadığını saptamak imkansız olduğundan diyette B vitaminlerinin ek olarak kullanılması önem taşır.

NEDEN ATLARIN DİYETLERİNE B VİTAMİNLERİ EKLENİR?

B vitaminleri suda eriyen vitaminlerdir. Bu vitaminler vücutta depolanmaz ve vücut tarafından kullanılmayan miktarı idrar ile vücuttan atılır. Bu nedenle de atların diyetlerinde günlük olarak B vitamini takviyesi yapılması önerilir. Yani, atınıza günlük olarak verdiğiniz B vitaminlerinden sadece ihtiyaç kadarı vücut tarafından kullanılıp, kullanılmayan kısım idrarla vücuttan atılacağından, atınızın diyetinde düzenli olarak B vitamini kullanmanız önerilmektedir.

Bağırsak florası uygun olduğunda ve yeterli miktarda kaliteli ot kullanıldığında, atlar B12 dışındaki B vitaminlerini kendileri karşılayabilirler. Ancak, özellikle performans atlarının yeterli miktarda otlama ve kaliteli ota erişim şansı olmadığından diyette B kompleks vitamin katkısı kullanılması büyük önem taşır.

ATIMIN DİYETİNDE B KOMPLEKS VİTAMİNLERİ KATKISI KULLANMALI MIYIM?

Atınız, aşağıdaki şartlardan bir ya da bir kaçına sahipse, atınızın diyetine B kompleks vitamin katkısı yapmanız önerilir.

-          Diyette kullanılan tane yem miktarı yüksek ise

-          Atın yeşil ota erişimi kısıtlı ise

-          Beslemede kullanılan kuru ot kalitesi düşük ise

-          Stres oluşturabilecek faktörler mevcut ise (yarış, taşıma vb)

-          İştah kaybı mevcut ise

-          Genel bir hastalık durumu mevcut ise

-          Tedavide geniş spektrumlu antibiyotik kullanılıyor ise

-          Sindirim sistemi sağlığı normal değil ise (ishal, parazit vb)

-          Bağırsak florası tam olarak gelişmemiş ise (çok genç atlarda)

B KOMPLEKS VİTAMİNLERİNİN PERFORMANS ÜZERİNE ETKİSİ VAR MI?

B kompleks vitaminleri, atınız üzerinde mucizevi bir etki yaparak atın daha hızlı koşmasını ya da daha yüksek bir engelden atlayabilmesini sağlamaz. Ancak, yine de performans üzerine etkisi yok denilemez. Şöyle ki, atınızın vücudunda B kompleks vitaminlerinden herhangi biri eksik olduğunda, bir şekilde atınızın kullanacağı maksimum güç seviyesi aşağıya çekilmiş olur. Bu durum, atın performansı üzerine farklı şekillerde yansıyabilir. Atınız sinirli olabilir, çabuk yorulabilir ya da vücudundaki enerjiyi gerekli miktarda kullanamayabilir. Yani sonuç olarak, atınız vücudunu tam kapasite ile kullanamaz. Bu da performans düşüklüğüne sebep olur.

B kompleks vitaminlerinin atların diyetlerinde doğru ve yeterli miktarda kullanılması, atın performans kapasitesini en üst seviyeye çekerek gücünü tam olarak kullanabilmesini sağlar.

B KOMPLEKS VİTAMİNLERİNİN EKSİKLİĞİNDE NE OLUR?

B kompleks vitaminlerinin eksiklikleri durumunda, atlarda çeşitli şekillerde etkiler görülebilir. Bunlara örnek olarak:

-          Tırnak problemleri

-          Sindirim sistemi problemleri

-          Sinirlilik durumu

-          Yemden yararlanamama

-          Kan tablosunda bozukluk

-          Kilo kaybı

-          İştah azalması

-          Kondisyon düşüklüğü

-          Ödem

-          Düzensiz kalp atımı

-          İshal

 

Yazan: Vet. Hek. Zeynep Özer

ATLARIN DİYETLERİNDE OMEGA KATKISI

Besinsel katkılar, insanlar için olduğu kadar hayvanlar için de popüler hale gelmiştir. Atlar için kullanılan besinsel katkı maddeleri, performansı destekleyici özellik gösterebildiği gibi koruyucu özellik gösteren ve hastalık durumlarında ek tedavi olarak kullanılan türevleri de vardır.

Yağ Asitleri Nedir?

Yağ asitleri, karbon ve hidrojenin kimyasal bağlarla birbirine bağlanması sonucu oluşan uzun zincirlerdir. Karbon ve hidrojen atomları arasındaki bağlar ile karbon atomların birbirleri arasındaki bağlar, yağ asitlerinin farklı tiplerinin birbirinden ayrımında kullanılan kriterdir.

Doymuş yağlarda (tereyağ, margarin, iç yağ vb.) karbon atomları arasında çift bağ bulunmaz. Doymamış yağlarda ise (bitkisel yağlar, tohum yağları, tahıl yağları vb.) karbon atomları arasında en az bir çift bağ bulunur. Çoklu doymamış yağlarda ise karbon atomları arasında birden fazla bağ olan tiptir.

Omega Yağ Asitleri Nedir?

Omega yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitlerinin özel bir çeşididir. Omega yağ asitleri, vücut tarafından üretilemez ve dışarıdan alınmak zorundadır.

Omega-3 ve Omega-6

Omega yağ asitlerinin 2 ana formu vardır, Omega 3 ve Omega 6. Omega-3 yağ asitleri, ilk çift bağını üçüncü karbon atomunda bulundururken Omega-6 yağ asitleri ilk çift bağını altıncı karbon atomunda bulundurur. Bu bağlar küçük bir detay gibi gözükse de, bu iki farklı tip Omega yağ asidinin metabolize edilme aşamasında büyük önem taşır.

Yağ asitleri, bazı aracıları üretmek için metabolize edilir. Prostaglandin adı verilen bu aracılar vücutta yangı ile ilgili olaylarda görevlidir.

Omega-6 yağ asidinin metabolize edilmesi sonucu oluşan prostaglandinler, proinflamatuar yani yangıya teşvik eden özelliktedir ki bu da sağlık için zararlı olabilir. Buna karşılık, Omega-3 yağ asitlerinin metabolizasyonu sonucu oluşan aracılar, proinflamatuar üretimini baskılar ve yangıyı hafifletici özellik gösterir.

Ancak şunu da belirtmek lazım ki Omega-6 yağ asitleri zararlı yağ asitleri değillerdir. Gerekli miktarda kullanıldığında, vücutta yangısal cevabın oluşması gereken durumlarda işlev görürler. Burada bilinmesi gereken, yangı olayının atın vücudu için önemli bir durum ve iyileşme evresinin bir parçası olduğudur. Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin, atların diyetinde dengeli şekilde kullanılması gerekir.

En önemli Omega-3 yağ asitleri şunlardır:

  • Alfa-linoleik asit
  • Eicosapentaenoik asit (EPA)
  • Dokaheksaenoik asit (DHA)

EPA ve DHA olarak nitelendirilen çeşitler, soğuk su balıklarından elde edilir (somon, ringa vb.).  Ayrıca keten tohumu da Omega-3 yağ asitleri bakımından oldukça zengindir.

Önemli Omega-6 yağ asitleri şunlardır:

  • Linoleik asit
  • Arachinodeik asit

Araştırmacıların ortak görüşü, yüksek miktarda Omega-6 yağ asidi içeren diyetle beslenmenin birçok sağlık problemine sebep olabileceği yönündedir.

Diyette bulunan Omega-3 ve Omega-6 yağ miktarlarını değiştirerek, Omega-3 miktarını artırmak, atlar için birçok sağlıklı etkiyi de beraberinde getirir.

Ayrıca, balıktan elde edilen Omega-3, bitkilerden elde edilen çeşide göre daha uzun zincirli yapıya sahip olduğundan at sağlığında daha etkilidir.

Omega Yağ Asitlerinin Kullanım Alanları

Omega yağ asitleri, atlar için genelde aşağıda belirtilen sebepler için kullanılır:

  • Deri ve tüy sağlığı
  • Tırnak kalitesi
  • Bağışıklık sistemi desteği
  • Kilo alma
  • Kemik sağlığı
  • Mide sağlığı

Bunlara ek olarak, Omega-3 ile atın diyetine katkıda bulunulmasının, osteoarthritis gibi eklem rahatsızlıkları ve çeşitli solunum yolu hastalıklarında da faydalı etki sağladığı tespit edilmiştir.

Diğer Kullanımlar

Damızlık: Çalışmalar, Omega-3 yağ asitlerinin sperm kalitesini artırdığını göstermektedir. Ayrıca, damızlık kısrakların süt ile Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerini yavrusuna geçirdiği kanıtlanmıştır. Bu da taylarda daha erken şekillenen yangısal yanıt anlamına gelir ve tayların vücutlarının enfeksiyonlara karşı verdikleri cevabın daha erken şekillenmesini sağlar.

Performans: Çalışmalar, Omega-3 yağ asitleri kullanıldığında kalp ritminin daha yavaşladığını, egzersize bağlı hipertansiyon ve egzersize bağlı akciğer kanaması durumlarının daha az görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Bazı yağlardaki Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri oranları (National Research Council)

YAĞ

% OMEGA-6 YAĞ ASİTLERİ

% OMEGA-3 YAĞ ASİTLERİ

OMEGA-6 / OMEGA-3 ORANI

 

MISIR

 

 

58

 

1

 

58:1

 

AY ÇİÇEĞİ

 

40

 

0.2

 

200:1

 

 

PİRİNÇ KEPEĞİ

 

 

30

 

2.5

 

12:1

 

SOYA FASULYESİ

 

 

51

 

7

 

7:1

BALIK

(EPA VE DHA KAYNAĞI)

 

6

 

30

 

1:5

 

Atımın Diyetine Neden Omega-3 Eklemeliyim?

Yeşil otlar, Omega-3 bakımından zenginken, tahıl grubu yem ürünleri ise Omega-6 bakımından zengindir. Yarış atlarının günlük yaşamları göze alındığında genelde yeterince otlama ve çayır otundan yararlanma şanları olmaz. Bu da tahıl grubu ile besleme yapıldığı içi alınan Omega-6 miktarının Omega-3 miktarından fazla olması anlamına gelir. Yazının başında da belirtildiği üzere Omega-3’ün diyette fazla olması atlar için daha faydalıdır. Tahıl grubundan Omega-6 ihtiyacını karşılayan ve otlama şansı olmayan bir at için dışarıdan Omega-3 takviyesi yapılması gerekir.

 

Veteriner Hekim

Zeynep ÖZER

 

ATLAR İÇİN SUYUN ÖNEMİ

Su, insanlar için olduğu gibi hayvanlar için de hayati önem taşır. Özellikle yaz mevsiminin sıcak hava şartlarında atlar için su alımı daha da önemli bir durum haline gelmektedir.

Atlar, ortalama olarak 3 haftaya kadar yiyecek olmadan yaşayabilirler ancak su olmadan en fazla 5-6 gün hayatta kalabilirler. Bu da suyun hayati önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Atların vücutları kolaylıkla dehidre (susuz) duruma geçebilirler. 24 saat boyunca sudan mahrum olan bir at, terleme, idrar, dışkılama ve solunumla ortalama olarak vücut ağırlığının %4’lük kısmını kaybeder. 48 saat sonra bu miktar %6.8, 72 saat sonra ise %9’a kadar çıkar.

Suyun başlıca görevleri şu şekilde sıralanabilir

  • Termoregülasyonun sağlanması (atın vücut ısısının korunması)
  • Eklemlerin kayganlaştırılması
  • Central sinir sistemi üzerinde destekleyici etkisi olması
  • Görme ve işitmede görevli olması
  • Sindirime yardımcı olması
  • Ter ve idrar ile toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olması
  • Deri elastikiyetinin korunmasına yardımcı olması

 

Susuzluğun genel belirtileri:

  • Kuru mukoza yapısı
  • Gözlerin içeri çökmesi
  • Elastik yapısını kaybeden deri
  • Kılcal damar dolum zamanının yavaşlaması
  • Atletik performansta azalma
  • Sindirim sisteminin çalışmasında yetersizlik ve buna bağlı olarak sancı

Atlar, normal şartlarda vücut işlevlerini koruyabilmek için ortalama olarak her 100 kg canlı ağırlık için 5 litre suya ihtiyaç duyarlar. Bu da 500 kg’lık bir at için günlük 25 litre su anlamına gelir. Sıcak iklimde ve idman durumundaki atlarda bu miktar her 100 kg canlı ağırlık için 12-15 litreye çıkar ki bu da günlük 60-75 litre su anlamına gelir.

İdman yapan atlarda terleme ile birlikte elektrolit kaybı da olur. Bu durumda hem atı daha fazla su içmeye teşvik etmek, hem de kaybedilen elektrolitleri geri alabilmesini sağlayabilmek için elektrolit takviyeleri yapılır. Elektrolit takviyesi, yeme ya da suya karıştırılarak yapılabilir. Bu takviye yapıldıktan sonra at daha fazla susayacağından mutlaka kolay erişim sağlayabileceği su hazır olarak bulunmalıdır.

İshal durumlarında da atlar hızla su kaybeder ve bu nedenle vücut ısılarının dengelenmesi konusunda sorun yaşarlar.

Yarış performansı gösteren atlarda olduğu gibi gebe ya da taylı kısraklarda da su ihtiyacı artmaktadır. Bu kısraklar, plasenta sıvılarını dengede tutabilmek ya da süt üretebilmek için fazla su harcarlar. Bu nedenle kısrakların önünde de her zaman kolay erişim sağlayabilecekleri temiz su bulunmalıdır.

 

Veteriner Hekim

Zeynep ÖZER

ATLAR İÇİN İLK YARDIM ÇANTASI
Her at sahibi ve çiftliğin, olası yaralanma durumlarına karşı ilk yardım çantasına ihtiyacı vardır. Genel olarak, ilk yardım çantasına konulacak malzemelerin kullanımlarına göre sıralanmaları gerekir. İlk yardım çantası olarak sağlam, temiz ve kapaklı bir kutu işinizi görecektir. İlk yardım çantasında olan malzemelerin yazılı olduğu bir liste oluşturmanız, acil durumlarda işinizi kolaylaştırır. Mümkünse bu listeyi ilk yardım çantasının kapağının üzerine yapıştırmanız önerilir. Ayrıca, ilk yardım çantasının içerisinde önemli telefon numaralarının yazılı olduğu bir liste bulundurmanız da acil durumlarda işinizi kolaylaştıracaktır.
 
İlk yardım çantasını ulaşılması kolay ve görülebilir bir yerde tutmanız gerekir. Herhangi bir durumda ilk yardım çantasını kullandıktan sonra mutlaka kullandığınız malzemelerin yenilerini yerine koymanız gerekir. Ayrıca belirli periyotlarla ilk yardım çantasının içerisindeki malzemelerin son kullanma tarihinin de kontrol edilmesi gerekir. İlk yardım çantasındaki ilaçları mümkün olduğunca veteriner hekiminizin tavsiyesi olmadan kullanmamaya özen gösterin. Tanıdan eminseniz ve veteriner hekiminize ulaşamıyorsanız ya da yardım alabileceğiniz kimseyi bulamıyorsanız bu durumda ilaçları dikkatli bir şekilde uygulayınız. Böyle durumlar için, ilk yardım çantasına konulan ilaçların prospektüslerinin daha önceden okunması önerilir. İlk yardım çantasında bulunması gerekenler genel olarak şu şekilde sıralanabilir...:

Temiz su kabı

Temiz havlu

Rulo halinde pamuk

Makas

Latex eldiven

Cımbız

Termometre

El feneri

Çengelli iğne

Kağıt-kalem

Kalın naylon ip

Ağzı kapanır naylon poşet

Plastik örtü

Pudra

Sargı bezi

Steril gazlı bez

Tampon

Çeşitli tipte bandaj malzemeleri (Elastik pamuklu bandaj/ Yapışkan bandaj/ Elastik yapışkan

bandaj/ Sentetik ortopedik bandaj)

Su geçirmez yara bandı

Plaster

Yara kremi

Steril yara lapası (kompresi)

Antibakteriyel scrub (fırça şeklindeki malzeme)

Bir paket maden tuzu veya tuz içeren temizleme bezleri

Antibiyotik sprey

Antibiyotik krem

Mümkünse antialerjik bir ilaç (böcek sokması gibi alerjik durumlara karşı)

Vazelin türevi bir jel

Çinko-oksit türevi bir krem

Antiseptik yüzey temizleyici/solüsyon

Göz yıkama solüsyonu

Mümkünse çekiç, pense, kerpeten gibi gerektiğinde nalların çıkarılmasında kullanılabilecek malzemeler.

Çeviri & Düzenleme: Veteriner Hekim Zeynep ÖZER

 

ATLARDA HİPERBARİK OKSİJEN TERAPİSİ
Hiperbarik oksijen terapisi, son zamanlarda hızla gelişen ve popüler hale gelen bir teknik olmasının yanında, sağladığı avantajlarla da at sahipleri ve veteriner hekimler tarafından sıklıkla tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. Özellikle yarış atı yetiştiriciliğinin önemli olduğu Amerika, İngiltere, Avustralya, Japonya gibi ülkelerde kullanımı günden güne artmaktadır. Yöntem, 1662 yılında İngiliz bilim adamı Henshaw tarafından keşfedilmiştir. Ancak yöntemin hayvan sağlığı için kullanımı daha yakın tarihe dayanmaktadır.


Temel olarak hiperbarik oksijen terapisi yöntemi, özel bir bölmenin içerisinde basınç artırılarak hastanın %100 oksijen alması prensibine dayanır. Oksijenin solunması esnasında basıncın artırılması, hastanın dokularına taşınan oksijen miktarını artırır. Hiperbarik oksijen terapisi ile dokulara taşınan oksijen miktarını normale oranla 15 kat artırmak mümkündür.

Hiperbarik oksijen terapisinde genel olarak amaç, hasarlı dokuya daha fazla oksijen taşınmasını sağlamaktır. Bu yöntemde oksijen, bir ilaç olarak kabul edilip tedavi süresince farklı doz ve yoğunluklarda uygulanabilir. Verilecek oksijen miktarı hastalığın çeşidine, vücudun hangi bölgesinde olduğuna ve hastanın genel durumuna göre değişiklik gösterir.
Bu yöntem, hastalıklı dokuya gelen oksijen miktarını artırarak iyileşme sürecini hızlandırır. Ayrıca vücudun enfeksiyonlara karşı kendini savunma yeteneğini artırarak dokuda iltihaplanma ve şişme durumunu önemli ölçüde azaltır. Hiperbarik oksijen terapisi, primer tedavi olarak kullanılabileceği gibi destekleyici tedavi olarak da kullanılabilir. Tek başına kullanılabilen bir yöntem olduğu gibi diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılması da mümkündür.
Oksijenin akciğerlerden dokulara kanla taşınması iki şekilde olur. Bunlardan en önemlisi oksijenin hemoglobine bağlı olarak taşınmasıdır. Yani oksijen taşınmasının başlıca kaynağı oksihemoglobin (HbgO2)’dir.  Normal atmosfer bacıncı 770 mmHg’dir ve normal atmosfer basıncında alveoler oksijen basıncı 100 mmHg’dir. Bu basınç şartları altında hemoglobin molekülleri ortalama %97 oranında oksijen ile doludur. Vücuttaki oksijenin çok küçük bir miktarı da plazma içerisinde çözünmüş olarak bulunur.

Basınç sabit kalarak solunan oksijenin tek başına artırılması, hemoglobin molekülleri tarafından dokulara aktarılan oksijen miktarını artırmaz. Ayrıca %100 oranında oksijen solunması da sadece plazma içerisinde çözünmüş olan oksijen miktarını küçük bir oranda artırır. Yani basitçe açıklamak gerekirse, basınçta bir değişiklik olmadığı zaman alınan oksijen ne kadar fazla olursa olsun dokulara taşınan oksijen miktarında bir değişiklik olmaz.

Dış basıncın artmasına bağlı olarak alveoler oksijen basıncı arttığında hemoglobin molekülleri tam olarak oksijene doymuş hale gelir. Araştırmalar, alveoler oksijen basıncının 200 mmHg olması durumunda hemoglobinin %100 oranında oksijenle doymuş hale geldiğini göstermektedir. Hemoglobin oksijenle tam olarak doymuş hale geldikten sonra geriye kalan oksijen ise plazma içerisinde çözünmüş olarak dokulara taşınır. Hiperbarik oksijen terapisinde plazma içerisinde çözünmüş olarak bulunan oksijen de çok önemlidir. Çünkü kötü perfüze dokular, yoğun oksijen içeren plazma sayesinde oksijen açıklarını tamamlar.

Hiperbarik Oksijen Terapisinin Uygulanışı

Terapinin başlangıcında öncelikle hasta basınç odası (chamber) denilen bölüme yerleştirilir. Bu odada atın sakin ve stres altında olmadığından emin olduktan sonra odanın basıncı 2-3 kat artırılır.

Daha sonra oda içerisindeki hava kademeli olarak yüksek konsantrasyonlu oksijen ile değiştirilir. Hastalığın çeşidine ve lokalize olduğu bölgeye göre hastanın bir saat veya daha fazla süre basınç odasında kalması sağlanır. Tedavinin tekrar süresi hastanın durumuna göre değişiklik gösterir. Yapılan klinik çalışmalarda atlar için daha az tekrara gerek duyulduğu, yarış atlarında egzersiz ile hiperbarik oksijen tedavisinin kombine edilmesi durumunda yarış sonrası kanama gibi durumların daha az görüldüğü kanıtlanmıştır.

Hiperbarik Oksijen Terapisinin Kullanım Alanları
Hiperbarik oksijen terapisi, birçok farklı hastalık durumunda kullanılabilir. Genel olarak, hastalıklı dokuda sirkülasyon bozulduğunda bu yöntemden yararlanılır. Şiddetli duman zehirlenmesi ve yanıklar, bazı enfeksiyonlar ve çeşitli yaralarda primer tedavi olarak kullanılabilir. Bunun yanında kullanılabileceği diğer hastalıklar şöyle sıralanabilir;
Karbon monoksit zehirlenmesi
Hava veya gaz embolisi durumlarıAkut iskemiye neden olan durularİntrakraniyal apseGecikmiş radyasyon hasarıNekroze yumuşak doku enfeksiyonlarıDesmitisTendonitisKemik kırıklarıEgzersiz kaynaklı akciğer kanamasıAkut laminitisKolikEnteritisEndotoksemiTaylarda Rhodocccus pneumoniaOsteomyelitisSinus enfeksiyonlarıAni kan kaybıMyositisSeptik arthritisNörolojik hastalıklarŞiddetli nekroz
Hiperbarik oksijen terapisi, özellike doku yaralanmalarında sıklıkla tercih edilen bir yöntemdir. Her dokunun kendine özgün bir kapillar damar yoğunluğu vardır. Yaralanma ile bu damarlar genişler ve damar dışına bileşenlerin sızmasına uygun hale gelir. Böylece bazı plazma bileşenleri damar dışına çıkar. Bu durum, dokuda şişmeye neden olur. Dokunun oksijen almasının engellendiği bu gibi durumlarda doku yaralanmaları önemli bir hal alır. Hiperbarik oksijen terapisi ile hasarlı dokuya giden oksijen yoğunluğu artırılır. Ayrıca hiperbarik oksijen terapisi, hasarlı dokularda vazokonstrüktif etki yapar. Hidrostatik basınç azaldığı için dokudaki şişlik de azalır. Bu sayede de dokulara daha yoğun oksijen taşınması sağlanır.


Hiperbarik Oksijen Terapisinin Yan Etkileri
Doğru uygulandığı taktirde hiperbarik oksijen terapisinin riski oldukça azdır. Ancak bunun yanında bu terapide oksijen bir ilaç olarak görüldüğü için her ilaç tedavisinde olduğu gibi komplikasyon olma riski nadir de olsa mevcuttur. Genelde çok nadir oluşan yan etkiler de tedavi kesildiğinde hızla kaybolmaktadır. Konvülziyon, baş dönmesi, kas seğirmesi gibi semptomlarla karakterize olan merkezi sinir sisteminde oksijen toksisitesi, 3.seviye hiperbarik oksijen terapisinin 1-2 saat gibi uzun sürelerle uygulanması sonucu görülebilir. Akciğerlerde oksijen toksisitesi, genellikle hiperbarik oksijenin uzun süre ve doz ayarlaması doğru yapılmadan kullanılması sonucu oluşur. Özellikle 2.seviye hiperbarik oksijen terapisinin 4-6 saat gibi uzun sürelerde uygulandığı hastalarda görülür. Bunların yanında hiperbarik oksijenin uygunsuz kullanımında pnömotoraks, yüksek ateş, amfizem ve üst hava yolu tıkanıklığı görülme olasılığı da vardır.

Veteriner Hekim
Zeynep ÖZER

GEBE KISRAK SAHİPLERİ İÇİN ÖNERİLER

*Doğumdan önceki aylarda gebe kısrağın otlaması ve egzersiz yapması için yeterli büyüklükte bir padoğunuz olması gerekir. Bu padok, ilk 8-8,5 aylık süre için kısrağın evi gibi olacaktır. Padokta 7/24 temiz su bağlantısı olmalıdır. Ayrıca özellikle sıcak hava koşullarına karşı padokta bir gölgelik bulunmalıdır. Padoğu çevreleyen çitlerin de yeterli uzunlukta olması gerekir.

*Gebeliğin ilerleyen dönemlerinin, tayın gelişimi için önemli olduğunu unutmayın. Eğer kısrak yeterli miktarda besin ya da su alamazsa dehidrasyon veya diğer nedenlerden kaynaklanan abort(düşük)durumu şekillenebilir. Tersine, kısrağınız normalden fazla kiloluysa da problem meydana gelebilir. Genelde kilolu bir kısrağın doğuracağı tayda angular bacak deformitesi(bacak açısında bozukluk)görülme ihtimali yüksektir. Ayrıca kilolu kısrağın doğum yapması da daha zor olur. Bu nedenle hafif ve düzenli egzersizler gebe kısraklar için yararlıdır.

*Gebe kısrağınız için doğru aşılama takvimi oluşturun. Bu durum gerekli olan bağışıklık sistemi hücrelerinin kısrağa geçmesini sağlar.

*Kısrağınızın güvenliğine dikkat edin. Gebe bir kısrağın sürekli olarak kontrol edilmesi gerekir. Bu nedenle gebe kısrak sahiplerinin dikkatli olmaları ve olabildiğince kısrağı gözlem altında tutmaları gerekir.

*Kısrağınızın beslenmesine dikkat edin.Kısrağınızın beslenme programı kaba yem ve zengin protein, mineral, vitaminlerden oluşmalıdır. Genel olarak ortalama değerlerle gebe bir kısrağın beslenme programı şu şekilde olabilir: Günlük 7kg yüksek kaliteli kaba yem(iyi kaliteli saman). Eğer kısrağınızın iyi kaliteli bir merada otlama şansı varsa bu miktar azaltılabilir. Dengeli miktarda saman içeren yem karışımı,iyi kaliteli mineral takviyesi ve yüksek enerji-protein içeren yemler.Bazı yemler diğerlerine oranla daha konsantredir. Bu yüzden tüm yemleri aynı miktarda vermek doğru değildir.Gebe kısrağınızın beslenme ihtiyacı gebelik ilerledikçe değişecektir. Özellikle hazır üretilen gebe kısrak yemlerinden kullanıyorsanız bu yemlerde belirtilen talimattaki gibi besleme yapmanız en uygunu olur.

* Yeterli miktarda kaba yem olduğu taktirde gebe kısrak istediği kadar tüketecektir. Kısrağın önünde her zaman taze kaba yem bulunmalıdır. Yani kısrağınızı sabah ve akşam belirli saatlerde yemlemek yerine önünde daima kaba yem bulunmasına dikkat edin. Eğer atınızın meraya erişimi yoksa örgü şeklindeki yemleme araçlarından kullanabilirsiniz.Bu durum yemleme süresini mümkün olduğu kadar uzatacaktır. Bu uygulama, sindirim sistemi ülserleri ve koliğe karşı koruyucu etki gösterir.

*Gebe kısrağınızda kan akımının düzenlenmesi için belli aralıklarla tımar yapılması da önemlidir. Eğer kısrak biniş için kullanılıyorsa doğumdan sonra hafif biniş ile egzersizlere başlanabilir ancak bu at sahibine bağlı bir durumdur ve yapılma zorunluluğu yoktur.

*Doğuma bir hafta kala gebe kısrağınızı etrafında rahatlıkla yürüyebileceği daha küçük bir alana alın. Ancak doğuma kısa bir süre kaldığı için bu alanın daha korunaklı olması gerekir.

*Son evre gebelik belirtilerini bilmeniz, size doğum zamanı hakkında fikir verecektir. Doğuma iki hafta kala gebe kısrağınızın karın bölgesinin yavrunun pozisyon değiştirmesi nedeniyle farklı olduğunu göreceksiniz. Doğuma bir hafta kala gebe kısrağınızın memeleri iyice büyüyecektir. Ortalama olarak doğuma 4 gün kala, tay karın içinde geriye doğru ilerleyecek ve yavaş yavaş doğum pozisyonu şekillenecektir. Ortalama olarak doğuma 24-48 saat kala gebe kısrağın meme uçlarında mumsu bir görüntü şekillenecektir. İlk gelen sütün(colostrum), tayınız için hayati önem taşıdığını ve bağışıklık sistemiyle doğrudan alakalı olduğunu unutmayın. Taylar kanlarında bağışıklık hücreleri ile doğmazlar,bu hücreleri annelerinin ilk sütünden(colostrum)alırlar. Eğer gebelik boyunca doğru aşılama takvimini uyguladıysanız,ilk süt ile birlikte bağışıklık sistemi hücreleri doğrudan taya geçecektir. Doğuma çok az bir süre kala gebe kısrağın memesinden süt gelebilir.Eğer kısrağınız doğumdan önce büyük miktarda süt boşaltırsa bu durumda büyük ihtimalle colostrumun tamamını boşaltmış olur ve tayınız temel bağışıklık için gerekli maddelerden mahrum kalır.Bu,tayınızı zayıf ve enfeksiyonlara açık bir hale getirir. Veteriner hekiminiz atınızın bağışıklık sistemi seviyesini kan testi ile kolaylıkla belirleyebilir. Eğer kısrağınızın doğum öncesinde tüm colostrumu boşalttığından şüpheleniyorsanız bu durumda veteriner hekiminize danışın. Genel olarak böyle bir durumda veteriner hekiminiz tayınıza Serum Glutaraldehyde(IgG) denilen bir test uygulayacaktır.

*Genelde gebe kısrak sahipleri taylarının doğumlarını göremez çünkü bu doğumlar genellikle gece 12-sabah 5 saatleri arasında gerçekleşir. Ancak doğum anında atınızın yanınızda olursanız kısrağı huzursuz etmemek için geride beklemeye özen gösterin. Kamera flaşları ya da kalabalık bir toplulukla kısrağı rahatsız etmeyin. Kısrağınız doğuma kısa bir süre kala huzursuzlanır ve sürekli hareketler sergiler. Zemine vurabilir ve düzenli olarak box içerisinde dönebilir.Sonunda kısrağınız yere yatacak ve tayı itme hareketine başlayacaktır. Görünen ilk şey, mavimsi beyaz zarıdır.Daha sonra burun kısmının üzerine koyulmuş ön ayak toynakları ve nihayetinde tayınızın kafasını göreceksiniz. Bu andan itibaren tayın tam olarak doğmuş olması en fazla 20 dakika sürer. Bu süreden uzun bir zaman ya da ön ayaklar yerine arka ayaklarla tayın geldiğinin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden veteriner hekiminizi aramanız gerekmektedir. Mavimsi beyaz olması gereken zar kırmızı ise plasenta(yavruyu besleyen kısım) uterustan(rahim)erken ayrılmış demektir.Bunun anlamı da tayınızın artık annesinden oksijen almadığı ve bir an önce doğumun sonlanması gerektiğidir. Bu durumda da olabildiğince çabuk bir şekilde veteriner hekiminizle irtibata geçmeniz gerekir.

*Eğer atınızı doğum yapmış olarak bulursanız plasental membranın(zarın)tam olduğunu kontrol edin.Zarı zemine yayın ve kontrol edin.Zarın bütününde sadece tayın çıktığı tek bir delik olmalı.Bunun dışında zar bir bütün halinde olmalı.Kısrağın içerisinde kalmış bir zar parçası varsa zehirlenme ve enfeksiyonlara neden olabilir.Bu durumda kısrağınız kolik semptomları gösterir ve birkaç gün içerisinde vücut sıcaklığı hızla yükselir. Zar, sağlıklı pembe renkte olmalıdır. Zar üzerindeki yeşil veya sarı renklenmeler placentitis (plasenta yangısı) anlamına gelir. Zar üzerindeki kahve rengi, koyu kıvamlı sıvı tayın doğum esnasında bir miktar mekonyum(ilk dışkı) bıraktığı anlamına gelir. Bazen kısrağın içerisinde kalan zar parçalarının uzaklaştırılması zaman alabilir. Asla kalan membran parçalarını çıkarmaya çalışmayın.

*Tayınızın hayatta olduğundan ve yürüdüğünden emin olun. Tayınız doğumdan kısa bir süre sonra ayağa kalkar. Tayınızın reaksiyonlarını kontrol edin ve etrafta meconium(tayınızın ilk dışkısı) olup olmadığını kontrol edin. Bazen taylar meconium larını atamazlar. Eğer tayınızda meconium atamama belirtileri görüyorsanız (sürekli ıkınma, kuyruğu tedirgin bir şekilde tutma gibi) lavman yapması için veteriner hekiminize baş vurunuz.

*Tayınızın su içtiğinden ve idrar yaptığından emin olun. Eğer bunlar olmuyorsa 24 saat boyunca tayınızı gözlemleyin. 24 saat sonra yine su içme ve idrar yapma gerçekleşmediyse veteriner hekiminizi arayın.

*İlk olarak kısrağınızı ve tayınızı küçük bir alanda tutmanız gerekir. Ancak 3 gün kadar sonra kısrak ve tayı daha büyük bir padoğa taşımalısınız.

*Genç taylarda bacakta şekil bozukluklarıyla sık karşılaşılır. Tayınızda gevşek tendon durumu varsa tayınız topuk hatta bilek üzerinde yürümeye başlar. Box istirahati tayınızın kendini yaralamasının önüne geçer. Bu durum genel olarak tayınız büyüdükçe ve güçlendikçe kendiliğinden düzelecektir. Ancak ileri durumlarda veteriner hekiminizden yardım isteyebilirsiniz.

Veteriner Hekim
Zeynep ÖZER

ATLARDA KULLANILAN BURUN BANTLARI

Yarış atlarında  topallıktan sonra yaşanan en önemli sorunlar solunum sistemi hastalıklarıdır. Solunum sistemi problemleri düşük performansın en önemli nedenlerindendir. Dünya çapında solunum sistemi hastalıklarının tedavisi için büyük emek verilmesinin yanında, bu hastalıklar at sahipleri için mali olarak da büyük önem taşımaktadır . Bu nedenle son yıllarda özellikle yüksek performans gösteren yarış atlarında solunum sistemi problemlerinin tedavisinden ziyade oluşmasının engellenmesi için çeşitli yöntemler ve ilaçlar geliştirilmektedir.

Henüz hakkında çeşitli araştırmaların sürdürüldüğü burun bantları, diğer adıyla nefes bantlarının yarış atlarında kullanımı gün geçtikçe artmakta ve bu bantların bir çok yararı olduğu ortaya konmaktadır.

İlk olarak 1987 yılında allerji semptomlarından şikayetçi olan bir kişi tarafından bulunan burun bantları 1990'ların başında alerji, horlama, atletik performans gibi sebeplerle insanların kullanımı için üretilmiş ve piyasaya sürülmüştür. İki veteriner hekimin “akciğerlere daha fazla ve rahat oksijen alınması, atın daha az yorulmasına  yardımcı olur” düşüncesiyle başlattığı çalışmalar, günümüzde atlar için kullanılan burun bantlarının üretilmesine  sebep olmuştur.


Basit olarak burun bantları; kendinden yapışkanlı, ilaç içermeyen, iritasyona sebep olmayan  genel olarak atın solunum sistemini destekleyen sıralı bant şeritleridir. Burun bantları, burun deliklerinin 3-4 cm üzerine yerleştirilir. Temiz ve kuru olan bölgeye egzersizden 20-30 dakika önce uygulanan bantlar, egzersiz sonrası çıkartılır. En iyi sonucun alınabilmesi için idman ve yarış gibi her türlü ağır egzersizde burun bantlarının kullanılması gerekir.


Burun bantlarının çalışma prensibini anlayabilmek için atların solunum sistemindeki birkaç önemli nokta bilinmelidir. Bunlardan en önemlisi “Nazal Pasaj” dır. Atlar, sadece burunlarından nefes alırlar. Yani, egzersiz süresince akciğerlere hava iletilmesinin tek yolu burundur. Bu noktada nazal pasajın bilinmesi, burun bantlarının çalışma prensibini anlama açısından önem taşır. Nazal pasaj basit olarak “burun boyunca hava akımının sağlandığı bir kanal” olarak tanımlanabilir.

Anatomik olarak nazal pasajın önemli bir bölümü kemik ya da kıkırdak tarafından desteklenmez ve bu nedenle nazal pasajın desteklenmeyen bu bölümü, egzersiz esnasında nefes alırken daralır. Bu daralmaya bağlı olarak hava yolunun çapı daralır ve hava akışına karşı direnç oluşur.

Nazal pasajın daralması, üst solunum yolundaki en önemli direnç noktasını oluşturur. Yani özetle, nazal pasajın daralması akciğerlere hava iletiminin zorlaşmasına neden olur.

Hava yolunu kan damarlarından ayıran akciğer dokusu çok incedir. Bu membran, etkili oksijen ve karbondioksit transferi yapmasının yanı sıra çok narin bir yapıya sahiptir. Membranın ince ve narin yapısından dolayı yüksek kan basıncı ve hava yolu basıncına bağlı olarak bu membranda yırtılma olabilir. Hava akımına karşı oluşan direnç ve yüksek pulmoner basıncın getirisi olarak şekillenen bu kanama “Egzersize Bağlı Akciğer Kanaması” (EIPH) olarak adlandırılır. Bu kanamanın belirtileri arasında düşük performans, öksürük, sıklıkla yutkunma ve burun deliklerinden kan gelmesi yer almaktadır. Çalışmalar, yüksek performans gösteren atların büyük bir kısmında egzersize bağlı akciğer kanaması görüldüğünü belirtmektedir. Ancak bu atların sadece %5'inden daha az bir bölümünde burun deliklerinden kan geldiği görülmektedir. Sürekliliği olan akciğer kanaması; kalıcı akciğer hasarı, yara dokusu, iltihap ve enfeksiyonlara karşı hassasiyet durumuna sebep olabilir.

Klinik çalışmalar, burun bantlarının nazal pasajı destekleyerek daralmayı azalttığını ortaya koymaktadır. Bu bantlar, burun delikleri üzerindeki ve burun kemiği önündeki yumuşak dokuyu destekler. Bu yapıların desteklenmesi de nazal pasajın desteklenmesi anlamına gelir ki bu da oksijene daha fazla ihtiyaç duyulduğunda hava akımını düzeltici ve iyileştirici etki gösterir. Burun bantlarının yardımıyla fiziksel efordan kaynaklanan hava yolu direncinin azaltılması, düşük performansın iyileştirilmesi ve akciğer hasarlarında koruma sağlanabilir.

Burun bantlarının en önemli etkisi, egzersiz sırasında oluşan akciğer kanaması riskini önemli ölçüde azaltmasıdır. Bu konuda kullanılan ilaçlarla kıyaslandığında bir çok avantajı olduğu görülmektedir. Egzersize bağlı akciğer kanaması durumunda kullanılan Lasix, furosemide grubu bir diüretiktir. Bu ilaç uygulandığında kandan suyun çekilerek böbreklerin normale göre daha fazla idrar üretmesine sebep olur. Yani plazma denilen kanın su içeren kısmı azalır. Ancak bu ilaç sistematik olarak uygulanan bir ilaç olduğundan sadece akciğerlerdeki kan yoğunluğunu değil, vücudun genelinde kan yoğunluğunu azaltır. Bu da dehidrasyon, kilo kaybı ve elektrolit kaybına sebep olur. Burun bantlarının kullanımında bu tür etkiler görülmemektedir. Ayrıca furosemide grubu ilaçların zamanla tekrarlanan uygulamalara bağlı olarak ilaca karşı direnç gelişmektedir. Bu durum, zaman içerisinde aynı etkinin görülmesi için dozun artırılarak daha fazla ilaç kullanılması gerektiği anlamına gelir. Buna karşılık burun bantlarının tedavide kullanımında, kullanılan bant miktarı değişmez ve yan etki görülmez.bu arada lasix yasaklı madde olduğundan yarış öncesi kesinlikle kullanılmamalıdır.

Ayrıca çalışmalar, egzersiz sırasında akciğer kanaması görülen atlarda kanın hava yolunda yaptığı irrite edici etkinin burun bantlarıyla büyük oranda azaltıldığını göstermektedir. Burun bantları, laryngeal hemiplegia (kornaj) gibi üst solunum yolu hastalıkları tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar henüz tamamlanmasa da at sahipleri, antrenör ve jokeylerin büyük bir bölümü burun bantları kullanımından sonra üst solunum yolu rahatsızlığı olan atların egzersiz esnasında daha az ses çıkardığını ve daha rahat nefes aldıklarını belirtmektedirler.

Burun bantlarının etkili olan bir diğer faydası da oksijen alınımı için gerekli olan enerjinin azaltılmasına yardımcı olmalarıdır. Bu sayede atlar daha az yorgunluk belirtisi göstererek daha verimli çalışmaktadırlar. Burun bantları kullanılan atlarda egzersiz sırasında %5-8 daha az enerji kullandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca burun bantları kullanan atların bir çoğunda jokey ve antrenörler atlarının daha dinç göründüklerini belirtmişlerdir.

Atlarda galop esnasında adım ve nefes alış birbiriyle alakalıdır. Her adım esnasında bir kez nefes alınır. Hızı artırmak için adım mesafesi uzadıkça alınan nefes de derinleşir. Eğer at rahat nefes alabilirse, adım mesafesini uzatması ve buna bağlı olarak da hızlanması kolaylaşır. Burun bantları, nazal pasajdaki daralma etkisini azaltıp daha rahat nefes alınmasını sağladığından atın adım mesafesini uzatıp kolaylıkla hızlanabilmesine de yardımcı olmaktadır.

Not: Affirmed isimli safkanın Triple Crown başarısı göstermesinden sonra 1978 yılından bu yana bu başarıyı gösteren başka bir safkan olmamıştır. Geçtiğimiz sene Kentucky Derby ve Preakness Stakes'i kazanan ve Belmont Stakes'e hazırlanan California Chrome isimli safkan uzun zaman sonra Triple Crown için en önemli aday olarak gösterilmekteydi. California Chrome'un antrenörü Art Sherman’ın, katılacakları son yarış olan Belmont Stakes'de burun bandı kullanmalarına izin verilmediğinden safkanın Triple Crown'ın son ayağına katılmayacağını açıklaması üzerine otoriteler bir araya gelip California Chrome'un Belmont Stakes'de burun bandı kullanmasına izin verdiler. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde katıldığı ve kazandığı Dubai World Cup’ta da California Chrome burun bandı ile piste çıktı.

 

Veteriner Hekim

Zeynep ÖZER

 

ATLARDA E VİTAMİNİNİN ÖNEMİ

Vitamin E (alfa-tocopherol), tüm canlılarda olduğu gibi atlar için de büyük önem taşır. E vitamini vücutta sentezlenmez, bu yüzden dengeli miktarda dışarıdan alınmalıdır.

Atın yaşı ne olursa olsun eğer ki taze ota erişimi kısıtlıysa, E Vitamini’nin beslenme düzeni içerisinde yer alması, atın sağlığı ve performansı için daha da önemli bir noktadır.

Özellikle sahaya gelen atların taze ota erişim şansı olmadığından diyet listelerinde vitamin E bulunmalıdır. Kuru otlar, kurutulma ve depolanma işlemleri esnasında içerlerinde bulunan mevcut E vitamininin büyük bir bölümünü kaybeder.  Bu nedenle de diyetteki E Vitamini oranı takviye edilmelidir.

Peki E Vitamini ne işe yarar? Neden kullanılır? Faydaları nelerdir?

Yarış atları için E Vitamini’nin en önemli görevlerinden biri, hücre zarlarını korumasıdır. Hücre zarları, büyük oranda doymamış yağ asitlerinden oluşan bir zar şeklinde yapılanmıştır. Bu yapıları nedeniyle hücreye zarar veren ve ‘’serbest radikaller’’ olarak adlandırılan etkenlere karşı korumasızdırlar. Serbest radikaller, oksijenin başka bir molekül ile etkileşimi sonucu açığa çıkan tek elektronlardan oluşan ve sabit olmayan atomlardır. Bu atomlar, hücre zarının ve dolayısıyla hücrenin yapısını bozarak hasara uğramasına sebep olur.

Atlar, idman ya da yarışa çıktıklarında, yani genel olarak atletik performansın arttığı durumlarda serbest radikallerin vücutta üretimi artar. Bu durumda vücut, serbest radikalleri etkisiz hale getirebilmek ve hücrelere zarar vermelerini önleyebilmek için antioksidan kaynaklarını kullanır. Ancak yoğun egzersiz esnasında açığa çıkan serbest radikaller çok fazladır ve genelde vücut bu kadar fazla miktardaki serbest radikale yetecek kadar antioksidana sahip değildir.  E Vitamininin önemi bu noktada devreye girer. Diyetlerinde yeteri miktarda E Vitamini bulunan atlar, vücutlarında açığa çıkan yüksek orandaki serbest radikalleri bağlayabilirler ve böylece bu radikallerin hücrelere vereceği zararlar önlenir. Hücre bazında düşünüldüğünde küçük etkiler gibi anlaşılsa da aslında serbest radikallerin yıkıcı etkisi sanıldığından daha önemlidir. Diyetlerinde yeterince E vitamini bulunmayan atlarda kas sertliği, kas tutulması gibi çeşitli kas problemleri görülür. Ayrıca kaslar işlevlerini tam olarak yerine getiremediğinden kas gelişimine de doğrudan etki eder.

Ayrıca E vitamininin kısrak ve taylar için de önemi büyüktür. Son yapılan araştırmalar göstermiştir ki diyetlerine E Vitamini eklenen kısraklar, pasif transfer ile taylarına daha fazla antikor iletebilmekte ve bu da direkt olarak tayın bağışıklı sistemini etkilemektedir. Bu sayede taylar özellikle yeni doğan hastalıklarına karşı daha dirençli olurlar.

Yine yapılan son araştırmalara göre E Vitamini’nin damızlık aygırlarda libido ve sperm kalitesini artırdığı belirtilmiştir.

E Vitamini, kırmızı kan hücrelerinin belli seviyede tutulmasına ve korunmasına da yardımcı olur.

Diyette kullanılan E vitamini, diğer adıyla alfa-tocopherol’ün türü de diyetteki miktarını belirlerken önem taşır. D-alfa-tocopherol, doğal olan E vitamini olarak sayılırken,  Dl-alfa-tocopherol sentetik türevidir. Doğal olan d-alfa-tocopherol’ün sindirim sisteminden emilimi daha rahat olur. Bu nedenle diyette doğal form olan d-alfa-tocopherol kullanılacaksa, kullanılacak olan miktar dl-alfa-tocopherol’e göre daha azdır.

The National Research Council’a (NRC) göre ahır istirahatinde olan bir minimum atın günlük E vitamini ihtiyacı 500 IU iken hafif egzersiz yapan atlarda bu miktar 800 IU, yoğun idman yapan atlarda ise 1000 IU olarak belirlenmiştir.

Bu durumda atlarda günlük olarak kullanılması gereken E vitamini miktarı doğal ve sentetik türevi olarak mg cinsinden aşağıdaki tablodaki gibidir.

 

 

Doğal E Vitamini

(d-alfa-tocopherol)

Sentetik E vitamini

(dl-alfa-tocopherol)

Ahır İstirahati

335 mg

450 mg

Hafif Egzersiz

536 mg

720 mg

Yoğun Egzersiz

670 mg

900 mg

 

Yağ oranı yüksek olan diyetlerde peroksidasyon prosesi  de artacağından diyette günlük olarak alınması gereken E vitamini miktarı da artar.

 

Veteriner Hekim

Zeynep ÖZER

 

 

 

 

T.Y.A.Y.S.D. 2014 © Sitemizdeki tüm ürünler Tarım Bakanlığı izinlidir ve tedavi amaçlı kullanılmaz. Powered By Data1